Hayatı hep bir kar tanesine benzetmişimdir. Bu üç yaşımdayken de olsa beş yaşımdayken de olsa hayatımın sonuna kadar bile olsa aynı kalacak.
Herkes bilir sanırım o kadar çok kar tanesi olmasına rağmen her biri birbirine benzemez.Bu kristallerde is dört ana çizgi vardır ve bu çizgiler eriyip gidince yerine yenileri gelmez.Biz de öyle değil miyiz zaten? Dünyadaki o kadar insan arasında tıpatıp bizimle aynı olan var mı?Tabi ki hayır.Bir kere ölüm döşeği diye anılan o yatağa yatıp bizi kara toprağa soktuktan sonra yerimize bizimle aynı olan hiç kimse gelecek mi? Bunun da cevabı aynı "Hayır."
Sonra gelelim şu dört çizgiye...Bu çizgileri de şu şekilde anlamlandırırım hep.
İlk çizgi doğumumuzdan yürümemize, yani afacanlık dönemimizle geçen zaman.Bu sağ köşedeki çizgimiz.İkincisi tam da yorulmaz olduğumuz çocukluk.Bu ise kar tanesini ortadan ayıran çizgi.Üçüncüsü gençlik yıllarımız sıcak kanlı delice günlerimiz.Bu sol köşedeki çizgi ve en son yaşlılık yıllarımız bu çizgi ise kar tanesini dikeyden ayırdığı zaman hayatın sonlandığını ifade eden çizgi.
Gözümü kapattığımda ikinci ve dördüncü çizgilerimi hatırlarım hep, Örnek olarak çocukken yaptıklarım diğer adıyla çektirdiklerim. O delişmen zekâmızla ürettiğimiz oyunlar, kan ter içinde kalsak da yorulmadım diyerek kendimizi kandırdığımız anlar. Hiç unutamıyorum bunları. Şu anda ise o zekâdan eser olarak alnımdaki çizgiler, yorulmuş bir beden ve sessizlik var dostum olarak.
Nedendir bilmem ama bazen o kadar heyecanlanıyorum ki, sanki içimde havai fişekler uçuşuyor. Hele bazen kapat şu tavlayı, Çıkar bilyeleri, yine iddialara sokul diyor gönül ama bu gözler görebilecek mi onları? Görmese ne olur sanki değil mi? Kışıma bahar vuruyor artık ben de erimeye başlıyorum.Yitip gitmeden şu dünyadan hala içimdeki o çocuk yaşıyor ya işte onunla ölüme gitmekten zevk alıyorum..!