Benliğimizi, kültürümüzü, tarihimizi yavaş yavaş
kaybediyoruz ve bunu mecazi olarak değil hakikaten eksilerek kaybediyoruz. Bizi
biz yapan tarihimizdir, kültürümüzdür bunları kaybettiğimiz vakit
bağımsızlıktan, hürriyetten konuşmamız anlamsız olur.
Daha da önemlisi dilimizi kaybettik mi geri dönülmesi imkânsız
olur. Çünkü bizi kültüre de, tarihe de bağlayan dildir ve dili kaybettik mi
bunları kaybetmiş oluruz. Dil ile olan bağlarımız azaldığı vakit aslında
benliğimiz ile olan bağlarımız azalmış demektir.
Dikkat edin dil ile bağlarımız da yavaş yavaş yok oluyor.
Hem de eksilerek. İngilizce tekeli yetini bir kenara Türkçe kendi içinde
azalarak yok oluyor. Bunlara fazla dikkat etmeyiz ama o ufak hatalardan yavaş
yavaş yok oluyor dilimiz. Misal; her yerde iddaa adlı bahis oyununu
görmüşsünüzdür. Bu oyun yüzünden iddia olan kelimemizi çoğu kişi iddaa olduğunu
sanıyor ve buna inanıyorlar. Hâlbuki iddaa değil iddiadır. O sadece bir
şirketin adıdır, kelime değil. Lakin kimse bunun farkında değil. İşte
bunun gibi hatalar yüzünden Türkçe kendi içinde yok oluyor. Kurtlu bir elma
gibi içten çürüyerek yok oluyor.
Bir örnek daha;
Birçok dershane kurumuna bakın dersane yazar. Bilmem ne
dersanesi.
Dershane ne demektir? Ders yapılan birilerine bir şeyler
öğretilen yer. Eee daha adı yanlış bu kurumların nasıl bir şeyler öğretsinler
ki. Çoğu veli çocuklarını bu tür kurumlara verirken dikkat etmez ama yaptıkları
çok büyük bir hatadır. Çünkü o küçücük beyinlere bu yanlış işledi mi geri
dönülmesi çok zor olur. Maalesef de kimsenin umurunda olmuyor. Ben gideceğim
dershanenin önce ismine bakarım eğer dersane yazıyor ise yanından bile geçmem
daha adını Türkçe kurallarına uymayan bir kurum bana doğru düzgün bir şeyler
öğretemez çünkü. Ayrıca bu kurumlara da Milli Eğitim Bakanlığı izin veriyor.
Böyle isimlere bakanlık nasıl izin veriyor merak konusu. Adı üstünde milli
eğitim. Türkçeye ayrı bir önem verilmesi lazım. Ayrı bir önem verilsin ki gelecek sağlam
temeller üzerinde olsun.
Ayrıca bir örnek daha;
Haydarpaşa – Gebze banliyö treninin bilenler vardır. Orada durak
isimlerini iyicene okuyun. Ne yazar?
Tersane. Arkadaşım o tersane değil ters hane. Dershane olayın da gibi. Bu hattı
birçok kişi kullanır ve onu öyle okur. Daha sonra da onun öyle yazıldığını
sanır hâlbuki yanlış.
Ve bir örnek daha;
Metrobüs denen o şeyi bilmeyeniniz yoktur. Neredeyse İstanbul’un her gün kullandığı
otobüstür. Bu da demek oluyor ki Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu. Şimdi bu hat
üzerinde de bir hata göstereceğim. Okmeydanı’na geldiğiniz Okmeydanı Hastane
diye bir durak var. Bu kadar insanın gördüğü ve dikkat etmediği bir hata. O
hastane değil hasta hanedir. Hatta hastahanenin üzerinde de hastane yazar.
Yanlıştır bu.
Yukarı da birçok hata saydım. Bu hatalar her gün milyonlarca
insanın gördüğü ve benimsediği hatalardır. Daha sonrasında ise bu hatalar kabul
görüyor ve sanki doğrusu bunlarmış gibi oluyor. Sayabildiğim, benim her gün
gördüğüm ve dikkatimi çeken hatalar bunlar daha kim bilir ne kadar vardır.
İşte dilimiz böyle içten dikkatsizlikler yüzünden yok
oluyor. Bir yandan İngilizce ile savaş bir yandan içten savaş eğer müdahale olmazsa
bu dil yok olabilir ve bu çok hızlı olmakla birlikte etkisi de çok fazla
olacaktır.
27,10,2010