Arıları aldatacak baş döndürücü kokularla dolu çiçekler
Otlardan daha kokusuz ve daha kuru yapma çiçek demetleri
Ne inciye benzer çiğ damlası titrer ne de bir gözyaşı üzerlerinde
Nehirler ırmaklar seller derelerden bazısı akmaz olmuş kurumuş
Bu akarsulardan içti denize yaklaştıkça genişleyerek akanlar
Kimi altın kimi toprak kimi kayın ağacından yapılmış bir kadehle
Kimi de avuçlarıyla
Kendi şaraplarına her zaman birkaç damla karışmıştır bu sulardan
Bazen kaplanın yere yapışırcasına toprağa süründüğü
Kobra yılanının ayağa kalktığı
Çağlayanlardan inen sarmaşıklara asılı duran maymunun güldüğü ve dişlerini gıcırdattığı
Balta girmemiş ormanlar misali içine girip geçilemeyecek
İstidadı haber veren mısralar
Lotuslar nasıl açılırsa öyle açılır ve şıkırdar
Maviliklerin nihayetinde doğan birkaç yeni yıldız
Bütün gözlere gelmez ışıkları
Edebiyat göklerinde az çok fark edilen ışıltılar
Çoktan görülen dünyalardır bu belirsiz parıltılar
Taze bir rüzgâr dolaşır muhayyileleri
Gecenin karanlığında üç dört en parlak yıldız
Uzak yıldızlardan meydana gelmiş saman yolu içinde göğün beyazlığını delip geçen çiçekler
Peri padişahının kızları gibi zümrüt çayırlarda ay ışığı rengi elbiselerle dolaşır
Kelimeler şairin parmağı içlerine fosforunu geçirince aydınlanır
Kafiyeler art arda dizilmiş çıngıraklarını gürültü ile öttürdüğü anda
Kalabalığın başları üstünde ip cambazı dans edip yükseklere sıçrar
Şairin eli ışıktan dokunmuş bir tül giydiriyor dokunduğu her şeye
Bir cüceye allı güllü keskin renklerle elbise biçiyor
Tatlı bir hüzün bir lezzet tam vaktinde verilen ruh
Yeşim taşı şeffaflığındaki tırnaklarıyla ipek kumaşları yırtıyor
Mavi sarı pembe kumaş parçaları parmakları üzerinden uçup gidiyor
Uzaklaşan gök gürültüsü
Yeni bir ilkbahar
Yeşil meşeler kırmızı topraklar ülkesinin sağlam renkleri
Süratli bir kanat çırpışıyla bir kuş gibi havalanır
Yalnız ilkbaharı görür biraz da yazın başlangıcını
Ne sonbahar var ne de kış
Mayıs gecelerine sayısız geceler eklenir
Demiri ocağındaki ateşe sokan şiir örsünde çekicine hâkim şair
Kömürü eşeler körüğün nefesini kuvvetlendirir
Kırmızı kıvılcımlar sağa sola uçuşur
Alnında eğeden sıçrayan maden kırıntıları
İyice perdahlanmış mısra çelik gibi parlak
İşte söz anlamaz madene dilediği biçimi veriyor
İnsanın kalbine sokacağı gelen en taze güller arasından bir gül
Altın içine konulmuş bir inci
Seçilmiş çiçeklerden bir demet
Yakalarda birer gül
Su kadar berrak şiire nehir kıyısından koparılmış mavi küçük bir çiçek konmuş
Şiir tarlası nankör çok defa da kurak
Daima esefle terk edilen bu toprak
Dosdoğru izler açılıp ekilip biçiliyor
Çalışmaya zorlanmış zavallı kanatlı at
Sabana koşulmuş dağın ovaya indiği tatlı meyilli yamaçlarda güzel bir toprağı sürüyor
Buğday içindeki gelincikler yahut çiçek açmış akdiken çitleri boyunca yürürken
Lâmba yağı yerine yeşil ot kokuyor
Sabanların peşi sıra yürüyen köylü
Sürülerini güden çoban
Yavrularını uyutan annelerin söyledikleri köylü havaları
Dağdan inen ineklerin boynuna asılı çıngırakların çınlayışı gibi temiz sesler
Bir tutam tarla otuna karşılık kayalığın tepesinden aşağıya yuvarlanan keçiler
Kaplumbağa kabuğundan ve öküz boynuzundan yapılmış lir
Şaşkına dönen lirizm bulutları ve gök gürültüsü arasında
Atına eyersiz binen yuları atın boynuna dolayan şair
Ölümsüz bir zafer tacının konduğu alnına gölgeler indi
Haklı beğenişin yerini haksız unutulma aldı
Yalnızlığın gizli yollarını arayan şair
Etrafını sessizlik sardı
Erime halindeki madenleri ve kıymetli taşları
Gökkuşağı renkleriyle parıldayan tuhaf şekilli bulutları tutuşturan akşam
Ağır ağır akan çağlayanların kristal perdeler halinde döküldüğü sudan
Yıldız yıldız açan gece saçları darmadağın kuyruklu yıldızlar
Ebedilik sessizliği içinde lacivert ve altın renkli bir sis arkasında
Kokuyla dolu ılık bir rüzgârla sallanan palmiyeler
Her şeyi mahveden öğle güneşinin çiğ beyaz ve dik ışığında
İçinde renklerin şiddetlendiği koyulaştığı gecikmiş parıltılar
Gecenin karanlığında sönüp gidecek neredeyse
Faydasız her hevesi yasaklayan erkekçe sadelik ihtirasın elinde çekilen azap
Az eğilip bükülen dimdik düşünceler ve şaşırmayan bilinç
Çiçekler ve kelebekler arkasında koşmaya izin vermez
Bu soğuk aşırılıkta fevkalâde sakin şair
Taşın süt beyaz parçalarından mütevazı arzulara yeniden eritir mısraları
Gözyaşını tutan tebessüm
Hatıraya yüz vermemeye boşuna uğraşan melankoli
Şiir perdesi üzerinde gezinen serbest ve alışkan parmaklar
Sessizlik gölge ve yalnızlık içinde çalışıyorlar
Gençliğin son çiçeklerini serpiştirdiği
Şairin kadehinden gül renkli dudaklar keyifli keyifli ıslanıyor
Koyu mavilik içindeki bitip tükenmeyen yollarına koyulan bir sürü avare kuyruklu yıldız
Küçük bir bucakta eski günlerden kalma birkaç gül
Halkın tutmaz olduğu bir sanat
İçinde bir demet mine ıslanmış kristal güzel vazo
Kimsenin göremediği yarası sızlar için için
İnce olan çatlağından su gözyaşı gibi uçup kaybolur
Geriye bükülmüş boyunlar
Kanatlar meltemle yarı şişkin
Ufukta kaybolan güvercin tüyüne benzer yelkenli
Gümüş köpükler halinde parçalanan dalga
İntizamla birbirini kovalayan ahenkli helezon
Dolgun mısra sağlam ağırbaşlı zengin kafiye
Güneşle yaldızlanmış martının uçuşuyla ürpermiş deniz
Sakin yahut fırtınalı kıvrımları arasında bin bir şekilli akıcı güzellik
Kırmızı ışıklarıyla ayın mavi parıltılarını yarıştıran karanlık dalgaları aydınlatan balıkçı feneri
Şiir adasından uzak düşen ufkun hasreti ve hayattan aldığı acı tecrübe ile dertli şair
Pupa yelken ve uygun bir meltemle limana varmaya hak kazanmış mısralar
Bir meleğin kanadından koparılmış hissini veren bir tüyle yazılan saf ve temiz dizeler
Küçük aynanın karşısına geçip mücevherleri denemekten hoşlanan cana yakın aşk şiirleri
Kederli yüzünü hatırlatmayan bir şuhluk
Ateşten kocaman kuşkanatları
Yıldırımlarla dağılıp parçalanan karmakarışık bulutlar
Rüzgârın duman haline getirdiği yağmur sağanakları
Heyecan yaratan şimşekler güçlü mısraları söker alır
Yankı gibi insanlığın sesini tekrar eden tabiatı seyreden
Dallardan yapılmış kulübesinin eşiğinde oturan şair
Yeşil gölgeler altında ormanların serinliği ve sessizliği var onda
Manzaralara hayat verir
Fırçası büyük emin çizgiler ve sade renkleri çerçevelere sıkıştırır
Gün doğuşunda işe başlayanlar gibi hak ettiği gündeliği alır
Yosundan halılar üstünde yavaşça geçip gider
Güneşin dik ışığıyla altın yaldızlara bürünmüş bir halde hatıralarını bırakır
Heyecanlı şefkatli güzelliği hatırlatan şeyler
Müthiş bir fırtınada dumanlarını saça saça bir köprüden geçen lokomotif
Vagonlardan meydana gelmiş omurlarını sürükleyerek gidiyor kıvrıla kıvrıla karanlıklar içinde
Müsrif hayat
Hasis ölüm ile savaşır
Semra Bilgin