Uzun zamandır Dünyanın ilk günü adlı kitabı okuyorum. Gerek kitabın uzunluğundan gerekse bilerek ağır ağır gitmemden dolayı baya bir süre alıyor. Aslında kitabın dili gayet akıcı ve sürükleyici. İçeriği de bir o kadar güzel. Şimdiye kadar birçok tarih kitabı okumama rağmen ve bu kitapların birçoğunda bitirene kadar sinir krizleri geçirsem de bu kitabı okurken aynı şeyleri yaşamadım.
Aslında bir çırpıda okunacak bir kitabı neden bu kadar uzun sürede okuduğuma değinecek olur isem. İlk önce gerçekten bu kitap bizden mi çıktı buna inanmam oldukça uzun sürdü. Gerek kapak tasarımı gerekse dilin kullanışı yönünden sanki bir İngiliz romanının Türkçesini okuyorum havasına girdim. Dili o gençlerin Dünya çapında hayranı olduğu Harry Potter ve Alacakaranlık serilerine çok benziyor. Lakin bu kitabın sayfa sayısı birazcık fazla. Biliyorsunuz zaten okuma fobisi olan bir toplumumuz böyle kalın kitapların tanımı iyi yapılmazsa almıyoruz hatta yanından bile geçmiyoruz.
Bu kitabın tanıtımını çok iyi yapamadık. Facebook adlı sosyal paylaşım ağında az buçuk bir şeyler yapmaya çalışıyorlar fakat nereye kadar yetebilecek. Eğer bu kitap İngiltere’de ya da Amerika’da çıksaydı Dünya’nın en çok okunana kitapları arasına girerdi veya bu ülkelerde çıkıp da ülkemize gelseydi ülkemizde en çok okunan kitaplardan olurdu. Maalesef biz böyleyiz hâlbuki elimizdekilerin kıymetini bilebilsek.
Dünya’nın o çılgınlar gibi okuduğu tabir yerindeyse kitapları bir inceleyin. Soyut şeylerden yola çıkarak bir şeyler yazıyor ve milyonlar okuyor. Hâlbuki bu kitabın içindekiler somut şeylerden. Soyut şeyler bu kadar tutuluyor iken somut şeylere önem verilmemesi hayret doğrusu.
Bu kitabın yazarı Beyazıt Akman, dünyanın sürekli takip ettiği yazarların dilini oldukça iyi kavramış ve tarihimize uyarlamış. Yalnız yazarımız birazcık sayfa sayısını fazla tutmuş. Bizim halkımız zaten fazla kitap okumayan, okuma fobisi olan bir toplum. Biliyorsunuz kitap maceram sırasında bir araştırmada bulunmuştuk ve ona göre toplumuzun bir kitap da okuduğu sayfa sayısını tespit etmiştik. Bu sayı ise 80 sayfaydı. Bu kitap ise 600 küsur sayfa. Tamam, 80 sayfa yazsın demiyorum ama bu sayıyı biraz aşağıya indirebilirdi. İmparatorluk 1 diyor aynı zamanda kitabın isminde ki bu da bir serinin geleceğinin habercisi. Bu kitabı biraz daha kısa tutarak serideki kitap sayısını arttırarak belki daha fazla okur çekebilirdi.
Her zaman dediğim gibi de kitle iletişim araçlarının desteği şart. O Dünya’da milyonlarca okunan kitaplarda kitle iletişim araçlarının desteği olmasa bu kitaplar bu noktalarda olamazdı.
Bilirsiniz Harry Potter’ın yazarı J.K Rowling kitabını yazarken bir tren garında bir kandilin altında çay alacak parası yok iken yazmıştır ve şimdi nerelerde. Harry Potter tamamen hayal gücü ile yazılarak nerelere gelmiştir. Dünyanın ilk günü ise somut bilgilerle yoğun araştırmalar yapılarak yazılıyor ama aynı ilgiyle karşılaşamıyor. Neden? Anlayış meselesi işte. Biz okumaya kitaba hep anti pati ile yaklaştık. Bunda direk insanlarımızı suçlamıyorum. Çünkü genlerimizde var. Sözlü edebiyat ile göçebe bir yaşam var genlerimizde, matbu edebiyat ve yerleşik hayat ile geç tanışmamızın yan etkilerini görüyoruz. O zaman gevur icadı diyorduk ama şimdilerde ise işimize gelmiyor. Üşeniyoruz kitap okumaya. Hal böyle olunca da manzara ortada.
İşte bu nokta da kitle iletişim araçları devreye girmeli. Bu kitabın filmi belki dizisi çıkmalı o zaman görün siz satış rakamlarını. Bir yazımda Aşk-I Memnu’nun, Yaprak Dökümü’nün, Çılgın Kalabalıktan Uzak’ın bir anda nasıl o tozlu raflardan çıkarak tekrar çok satılanlar arasına girdiğini anlatmıştım.
Bazı şeyleri çok geç fark ediyoruz. Zamanında değer verip daha sonrasında kafamızı vurmayalım. Diyorum ama hala bazı yayınevleri Amerika’nın İngiltere’nin gözünün içine bakıyor. Kitap yazsalar da çevirsek reklam yapsak diye. Elimizde değer var ama bunun farkında değiliz. Sadece bu kitap ve yazar için demiyorum. Binlerce örnek var.
Umuyorum ki artık dışa bağımlı olmaktan kurtulacağız kendi değerlerimizin kıymetini bileceğiz.