Beli büken çökerten yüzü buruşturan yıllar
Kuvvet kudret ve yeni güzellikler getiriyor
Azametli kırışıklarla çizik çizik olmuş alın
Uzun sık ve dehşetle dağılmış yeleyi oynatıp silkeliyor
Daha yükseklerden görülen ufuklar genişlemiş
Tunç tırnaklar uzamış
Sarıgözler mağaralardaki güneşe benziyor
Ormanlara hükmeden meşe
Aslanlar gibi ihtiyarlıyor
Koskocaman çatlak çatlak gövdesi
Acayip dirsekler yaparak ağaç misali dallarla büyümüş
Derine inen kökler toprağın bağrından özsu emiyor
Başı göklere değecek neredeyse
Geniş yaprakları arasında yıldızlar parlıyor geceleri
Gündüz dile geliyor yuvalar
Güneşe kırağıya rüzgâra yağmura yıldırıma meydan okuyor
Yıldırımların açtığı yaralar vahşi bir anlam katmış güzelliğine
Hususi bir çehredir onda sonbahar yaprakları
Karanlıklara karışan ışık gözleri kamaştıran şimşek
Esrar dolu küçük bir evrenin korkunç parıltısı
Mızrakları deler geçer daima uzak bir yolculuktan döner
Zırhları kolları arasında boğdukları aslanların pençeleriyle çizik çizik
Geniş bir dehlizde şiirin kutsal dünyası
Yaş sıvaya içirilmiş madenî boyayla süslenmiş surlar
Her tablo yok olmuş bir devri yaşar
Derin ve renkli izler canlanır
Bir genişlik bir ihtişam
Fecir kadar ışıklı akşamlar gibi ufuklar
Altın zebercet erguvan renkleriyle tutuşurken
Menekşe renkli serin gölgeler yığılıyor köşelerde
Kederli ruh hüzünlü derin anlamlı kelimeler arıyor
Ve gölgenin söylediklerini dinliyor
Kulelerin cephesinde çalıların çatırdadığı
Rüzgârın ıslık çaldığı yağmurun çıt çıt sesleri
Çukurun içine taşın yuvarlandığı
Karanlık ormanın derin derin homurdandığı
Eşyanın sızlanışı yalnızlığın telaşı
Terk edilişin can sıkıntısından doğan esneyiş
Ümitsizliğe düşüren yeknesak hüzünlü bir hikâye
Fırtınaların ve kış yağmurlarının saldırılarına uğramış
Çıkıntılı zırhlar içinde şövalyenin yenilmeyen kasları
Ürküntü veren altın çelik tunç parıltılar
Kızıl yakutların göz alan ışıltıları
Başına güllerden taç giymiş efsane debdebesi
Karanlıktan aydınlığa yürüyen insan
Yarı yıkık şair
Beyaz mermerden içli duygularla dolu şiir
Aksakallı sima mezar taşına kazılmış çizgi
Kara toprağın ağılı özsuyu ile beslenen şecere çiçekleri
Kasılıp kurulmuş sorguçtan topuğa kadar tek çizgi
Geçit resmini andıran gösterişli hecelerin çın çın ötüşü
Nerden geldiği bilinmeyen rüzgâr lambasını söndürüvermezse
Çalışmanın en ateşli yerinde
İlhamın ışığıyla değişir şekiller
Siyah kehribar ile süslenmiş gümüş etek içinde
Başlangıcı karanlıklarla dolu
Sonu ışık saçan bir yıldız
Hülyalara dalmış çocuksu ciddiliğiyle alnını cama dayamış
Elindeki gülün yapraklarını uçuran rüzgârla harap olmuş
Su birikintisinin karanlık aynası üzerinde solgun hayali
Ne çizginin ne rengin ne gölgenin ne ışığın ne zamanın bulunmadığı bir yer
Sonsuzluğun esrarlı fısıltısı
Meçhuller içinde açmayı başaran muazzam boşluk içinde
Tünel denen uzak bir ümit kendinden has bir geçiş
Taze otları çiçekleri yemesi için idilin yeşil çayırına atını götüren şair
Kabarık yeleli burnundan ateş fışkıran
Tırnakları kıvılcımlar yerine yıldızlar saçan
Bir doruktan öteki doruğa sıçrayan yerinde durmaya güçlükle razı olan koşu atı
Ayaklarına bukağı vurulmasa baş döndüren dağlara inilmez girdaplara erişecek
At çayırda şair gönül eğliyor
Zamanın akışının ters yönünde yeniden genç oluyor
Tıklım tıklım tozlu kitaplardan usanmış
Yollarda ormanda kelebeklerin peşine takılır
Güzel manzarayı perileri kolayca beğeniverir
Kazlar kuğu beyazlığını şarap nektar tadını alıverir
Altın zerrecikleri alelâde bir testinin karnına yapıştırmasını bilir
Ne harikulâde parmaklar onlar şiir klavyesi üzerinde
Mükemmelleşmiş ritmik oyunlar
Şair atlıyor sabırsızlanan atına basıyor mahmuzları
Kayboluyor sonsuzluklarda
Artık hayal olan eliyle mezarın derinliğinden
Hüzün ve ıstıraba dayanan melankolinin şaheseri
Meltemlerin kokulu esişi
Yakın karaları bereketli vahaları bulur