Bildiğiniz üzere ve benim de bir çok yazımda dile getirdiğim
gibi bir ulusu kültürüne bağlayan en önemli unsur dildir. Dildir bir ulusu
tarihe bağlayan. Eğer siz o dile zarar verir iseniz o toplumun tarihine zarar
verirsiniz. Böylece o toplumun tarihi ile olan bağı yavaş yavaş zayıflar ve yok
olur.
Bildiğiniz üzere biz Türkler, Dünya’ya hükmetmiş bir
milletiz. Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar bir çok devlete hayliyle Dünya’ya
hükmettik. Belki de Dünya’da Dünya’yı bu kadar uzun süre hükmeden ırk bizizdir.
Hunlar, Selçuklular ve son olarak Osmanlı. Deyim yerindeyse Dünya’yı yerinden
oynattılar.
Bir çok Türk Devleri yeni devletler kurar iken bir önceki
kurulanlardan güç almıştır, yanlışları görüp düzeltmiştir ve yoluna öyle devam
etmiştir. Bu olayı da yine dilleri sayesinde yapabilmişlerdir. Eğer bir sonraki
kurulan devlet dilini Türkçe yapmaz ise çabucak yıkılması kaçınılmaz bir son
olmuştur. Tarih sahnelerinde bu bahsettiğim olayı görebilirsiniz. Bir çok Türk
kavmi Türkçeyi kullanamadıkları, devam ettiremedikleri için yok olmuşlardır
tarih sahnelerinden.
Bir çok yazımda bu olguya dikkat çektim, çekmeye de devam
edeceğim. Anlayana kadar , kavrayana kadar birilerinin devam edeceğim. Papağan
misali sürekli aynı konuyu söyleyebilirim fakat birkaç papağan yan yana gelsek
birileri artık zorlada olsa anlar.
Biz dilimizi kaybedersek kaybettiğimiz şey sadece dilimiz
olmayacak biz olacak. Yukarda anlattığım gibi bir ulusu ulus yapan dilidir. Biz
bu cümleyi sadece teoride uyguluyoruz ama pratikte uygulasak tekrar eski
gücümüze kavuşacağız. Selçuklular, Hunlar ve Osmanlılar ne zaman dil ile
bağlarını zayıflattılar işte o zaman yıkılma süreçlerine girmiştir. İşte bu
yüzden diyorum aman dikkat Türkçe giderse Türkiye’de gider.
Yakın tarihimize bakın. Osmanlı, yedi cihana hükmetti ne
zaman Türkçe’nin etkisi azaldı o zaman yıkılma sürecine girmeye başladı.
Sokaklar da ne zaman Fransızca çok kullanılmaya başladı, Osmanlı yıkıldı. Bu
tabloyu iyi görmek lazım Fransızca öğrenmeyin demiyorum, benimsemeyin diyorum.
İşte biz bu ayrımı yapamıyoruz. Yabancı dil bilmeyi bir marifet olarak
görüyoruz ve kendi dilimizden çok onu kullanmaya çalışıyoruz. Günümüzde de
tablo aynı sadece Fransızca değil de İngilizce.
Çoğu kişi beni yanlış anlar. İngilizce öğrenmeyin demiyorum
Fransızca olayında ki gibi ama benimseyen o kadar çok insan var ki. Sokakta
yürürken Türkiye’de mi yoksa Amerika ya da İngiltere’de mi yürüyorum farkına
varamıyorum. Herkes İngilizce konuşmaya çalışıyor. Yarısında Türkçe ile
birleştiriyor Türkçeyi de İngilizceyi de katlederek Turkhce yi yaratıyor.
Öğle bir duruma geldik ki artık İngilizce bilmeyene kız
vermiyorlar. Eskiden 7 ceddini sayamayanlara kız vermezlerdi. Yani tarihi,
soyunu sopunu tabir yerindeyse bilmeyenlere kız vermez iken bizim değil de
İngilizlerin tarihini bilmeyenlere kız vermiyorlar. Siz zannediyor musunuz
İngilizce öğrenince onların tarihini, soyunu sopunu bilmeyeceğiz. Hayır, zaten
İngilizceyi öğretmedeki amaçları bu kendi kültürlerini yaymak. Biz de pısırık
pısırık kabul ediyoruz. Halbuki onlara tarihin ne demek olduğunu ulus
kavramının ne demek olduğunu bunların hepsini biz öğrettik ama onlar bize
satıyor. Bu şu olaya benziyor bor minerali bildiğiniz gibi büyük bir çoğunluğu
bizim ülkemizde ama biz çıkaramıyoruz. Başkaları çıkarıyor bize de az buçuk bir
para veriyor. Biz ham bor satıyoruz, onlar işliyor biz onlardan işlenmişini
satın alıyoruz. Yorum sizin.
Ülkemiz de ayrıca bir trajik durum daha var. Sokaklarımız, caddelerimiz
tarihi eser fışkırıyor. Her yerde bir çeşme, han, hamam, olmadı bir dikili taş.
Avrupa’da ufacık bir tarihi eseri koruma altına alıp, onu hem turizm malzemesi
yapıyorlar hem de kendi kültürlerini yaymada kullanıyorlar biz ise ne yapıyoruz
onu harap ediyoruz. Siz ona bir taş gözü ile bakabilirsiniz ama işte tarih
odur. Tarih sadece sayfalar arasında sıkışan şey değildir. dışarıdaki taştır,
topraktır aynı zamanda.
Aynı durum ile bir trajik durum daha ise sokağımızdaki o
çeşmeleri, hanları, hamamları anlayamıyoruz. Neden çünkü üzerinde Osmanlıca
yazıyor. Biz de Osmanlıca bilmeyi gericilik olarak görüyoruz. Bu zihniyet tamamıyla
altını çize çize söylüyorum yanlıştır. Bir utanç manzarasıdır. Dediğim gibi
yurt dışında bir taşı nasıl koruyorlar. Neden? Çünkü üzerinde ne yazdığını
anlıyor ama biz anlayamıyoruz. Halbuki üzerinde yazan şey Türkçe dir. Sadece
Arap harfleri ile yazılmışı.
Okullarımız da İngilizce öğretmeyi marifet biliyorsunuz da
neden kendi tarihinizi öğretmeyi gericilik olarak görüyorsunuz. Bazı bizi
tarihimizden koparmak isteyen zihniyet bunu bilerek yapıyor. Neden? Daha
önceden de söylediğim gibi bir ulusun dili kopardınız mı o ulus, düşmüş
demektir. Adamların yaptığı da bu bizi dilimizden koparmak. Böylece kirli
emellerini topraklarımız da gerçekleştirebilmek için. Bu oyuna gelmeyin.
Hatanın neresinden dönersek kardır. Tekrar tekrar söylüyorum.
Ben umutluyum. Tekrar Türkçemizin kıymetini bileceğiz ve ben
o zaman kollarımı açıp Hoş geldin Türkçe diyeceğim ve o gün tüm Dünya’da belki
onlarca kez dediği gibi Hoş geldin Türk diyecek. Selçuklu, Osmanlı ne zaman bir
yeri fetih etse söylenen söz buydu. Neden ? Çünkü biz gittiğimiz her yere
hoşgörü götürdük. Hatta şu meşhur İstanbul’un fethinin öncesi İstanbul halkının
2. Mehmet’e söylediği sözleri bilirsiniz. Tarihe bakarken şuna da bakın. Bir
İngiliz bir yeri aldığında yemediği küfür kalmamıştır. Biraz da yakın
tarihimize bakalım. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kore’de kardeş gibi
karşılanıyor veya bir başka ülke de sevgi ile karşılanıyoruz ama bir yabancıya
öyle mi? Bu farkı anlayalım artık.
Dilimize el sürdürmeyelim!
27,06,2010