Kalemin Gölgesi Edebiyat Dergisi Ekibi Hakkımızda Kalemin Gölgesi Edebiyat Dergisi Site Haritası Site Haritası Kalemin Gölgesi Edebiyat Dergisi Web Mail Gönder Bize Yazın
Ana Sayfa | Yazarlarımız | Sitene Edebiyat Dergisi Ekle | Makaleler | Fıkralar | Şiirler | Şiir Videoları İzle | Yazarlık Başvurusu | Forum
Atatürk İçin 19 Sayısının Önemi! Tarih:03.05.2012 VADANDAŞ İKDİDARINI SEÇERKEN Tarih:29.04.2012 Yazarlık Başvurusu Yapan Üyelerin Dikkatine Tarih:01.05.2011 Tüm Üyelerimizin Dikkatine Tarih:27.07.2010 "Şıklar Arasındaki Aşk" Yazarımız Tolga KAYASU' nun kitabı çıkmıştır. Tarih:17.03.2010
Kalemin Gölgesi FaceBook Katıl
Üye Giriş Paneli
 
 
Üye Ol
Şifremi Unuttum

Hızlı Menü

Diğer Bağlantılar

En Çok Okunan Makaleler

En Çok Okunan Şiirler

En Çok Okunan Fıkralar

En Çok Okunan Hikayeler

Mayıs Ayı Belirli Günleri

 

En Çok İndirilen Slaytlar

Kitap Özetleri

Ödevler

İstatistikler

  • IP:38.107.179.242
  • Bugün:72
  • Geçen Gün:577
  • Toplam:112079

Kitap Tavsiyeleri

Edebi Bir Şahsiyet


Ziya Gökalp
1876 - 1924
Hayatı için tıklayınız.
 

Forumda Son Durum

 
Jules Verne  (1828  - 1905 )

Jules Gabriel Verne (Jül Vern) , Fransız bilim kurgu yazarı (8 Şubat 1828 - 24 Mart 1905).


KİMDİR?


1828’de Fransa’da doğdu. Jules Verne, denizcilik geleneği olan bir ailenin çocuğuydu ve bu durum onun yazın hayatını derinden etkiledi. Küçük bir çocukken gemilerde tayfalık yapmak için evden kaçtı ama yakalanıp ailesine teslim edildi. BİLİNEN VE BİLİNMEYEN DÜNYALARIN YAZARI


ALTAY ÖKTEM




Çocuklukta görülen düşlerin büyüyene dek sürmesi, hatta bu düşlerin bir kısmının gerçekleşmesi, gerçekleşmeyenlerin ise hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaratması mümkünse; bunda en büyük pay Jules Verne’indir. Hayatının en azından bir döneminde, en azından bir şekilde Jules Verne ile karşılaşmış o mutlu çoğunluk dışında, elbette Jules Verne adını hiç duymamış olanlar da vardır aramızda. Hatta hayatı boyunca eline bir tek kitap bile almamış olanlar da vardır. Yine de Dünya’dan Ay’a, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Balonla Beş Hafta, Seksen Günde Devrialem, çoğu kişinin, hiç olmazsa kulağına çalınmıştır bir şekilde; belki bir filmden, belki bir çizgiromandan, kısaltılmış, basitleştirilmiş resimli kitaplardan ya da ne zaman, kimden dinlediğimizi hatırlamadığımız bir öyküden...


Büyük buluşların yapıldığı bir çağda yaşayan Verne, hem kendi çağını çok iyi yakalamış, hem de o çağın getirdiği yenilikleri özümseyerek geleceğe ait öngörülerde bulunabilmiştir.


Tam da engin denizlere açılmanın, büyük yolculukların cazibesinin yaşandığı günlerde bir liman kentinde, denizci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesi, daha on iki yaşındayken evden kaçıp Batı Hint Adaları’na giden bir gemiye kaçak binmeye çalışması, babasının isteği üzerine hukuk okuduğu halde, hukuktan çok edebiyata ilgi duyması ve bohem çevrelerle ilişki kurması bugün bile bizi etkileyen bu “olağanüstü yolculuk”un önemli ipuçlarıdır aslında.


Sanatın çekiciliğiyle sanatçının maceracı ruhu arasındaki uyumun yarattığı bir yazardır Jules Verne. Şiirlerin yanı sıra, çok genç yaşlarda yazdığı oyunlarla dikkat çeker. Güldürü, trajedi, dram, vodvil, opera, operet gibi türlerde sayısız eser vererek haklı bir kariyer edinmeye başlamışken, kafasından hiç atamadığı roman yazma isteğini de hayata geçirir. İlk romanı olan Balonla Beş Hafta’yı yazdığında yirmi beş yaşındadır. Jules Verne’i asıl ününe kavuşturan, dünya edebiyatında sarsılmaz bir yer edinmesini sağlayan şiirleri ve oyunları değil, romanlarıdır.


Balonla Beş Hafta’yı yazdığı yıllarda, yirmiden fazla günlük gazeteyi, neredeyse bütün bilimsel yayınları okuyan, astronomi, meteoroloji ve fizyoloji alanlarındaki deneyleri, keşifleri yakından takip eden, coğrafyaya meraklı biridir Jules Verne. Böyle biri de, o yıllarda çok fazla bilinmeyen bir kıtada, Afrika’da konusu geçen bir roman yazmaya kalksa, bir kıtayı keşfetmenin en iyi yolunun oraya havadan bakmak olduğunu bilir elbette.


JULES VERNE KENDİNİ ANLATIYOR



Bugüne dek Jules Verne’i hep başkalarından dinledik, büyük ustayı bu kez kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz?


Büyük usta 1894 yılında, yani bundan tam 108 yıl önce kendisiyle yapılan röportajda şaşkınlıkla takdir ettiğimiz edebiyat serüvenini bakın nasıl anlatıyor.




“Hayatta en büyük üzüntüm Fransız edebiyatında bir yer edinememiş olmamdır.” İhtiyar adam bunu boynu bükük bir tavırla söylerken, neşeli ve içten sesine hüzün karışmıştı.


“Je ne compte pas dans la littérature française,” diye yineledi. Kimdi neşeli sesinde hüznün tınısıyla konuşan bu boynu bükük adam? Bayağı dergilere ucuz ama popüler tefrikalar yazan biri miydi? Yoksa kalemini para getiren bir unsur olarak gördüğünü vicdanı sızlamadan söyleyen, Fransız Edebiyat Topluluğu’nda gösterişli bir mevkiyi şan ve şerefe yeğ tutan bir edebiyatçı mıydı? Hayır; durum her ne kadar tuhaf ve yakışıksız görünse de bu kişi Jules Verne’den başkası değildi. Evet ya, Jules Verne, hani şu bildiğimiz Jules Verne, dünyaya bunca yıldır keyif veren ve gelecek nesillere de keyif vermeyi sürdürecek olan.


Usta, bu sözleri Amiens’deki Société Industrielle’nin soğuk misafir odasında söylemişti ve sesindeki o hüznü asla unutmayacağım. Âdeta harcanmış bir yaşamın itirafı, bir daha kimsenin hatırlamayacağı bir ihtiyarın iç çekişi gibiydi. Onun böyle konuştuğunu işitmek beni derinden yaralamıştı. Elimden tüm gelen, yapmacıksız bir hevesle, ona, kendisinin, benim ve milyonlarca insanın gözünde büyük bir usta olduğunu, bizlere eli kalem tutan romancıların çoğundan daha fazla haz verdiğini söylemek oldu. O ise yalnızca başını iki yana sallamakla yetindi ve “Fransız edebiyatında yerim yok benim,” dedi.


Altmış altı yaşında olmasına rağmen hâlâ dinç ve sıhhatli, yüzünde akla Victor Hugo’nunkini getiren birşeyler var; tıpkı eski bir kaptan gibi, al yanaklı, hayat dolu. Bir gözkapağı hafifçe sarkmış, ama bakışları net ve kararlı. Uzun yıllar önce hakkında Hector Malot’un “dostların en iyisi” diye yazdığı, soğuk ve mesafeli Alexandre Dumas’nın kardeş gibi sevdiği, parlak başarısına karşın tek bir gerçek düşmanı bile bulunmayan o kişinin kendine has özelliklerinden biri olan iyilik ve şefkat tüm gövdesinden yayılıyor etrafa. Ne yazık ki son günlerde sağlığı pek yerinde değil. Bir süredir gözleri zayıflamış, o yüzden ara sıra kalem tutamadığı oluyor. Bazen de karın ağrısından ölüyor. Ama her zamanki kadar cesur.

“Altmış altı kitap yazdım,” diyor, 
“Tanrı izin verirse seksene tamamlayacağım.”




...


Çalışma yönteminden bahsederken, şöyle diyor Mösyö Verne: “Her sabah beşten evvel kalkarım –kışın biraz daha geç– saat beşte masamın başındayımdır ve saat on bire kadar oturur, her bir cümleyi, arzuladığım biçimi alıncaya kadar ağır ağır ve büyük bir özenle tekrar tekrar yazarım. Kafamda her zaman için sıradaki on kitap vardır, konuları ve olay örgüleri belirlenmiştir. Bu yüzden, eğer ömrüm yeterse söylediğim seksen kitabı tamamlamakta hiçbir güçlük çekmeyeceğim. Ama müsveddelerin başında çok vakit geçiririm. Yedi sekiz taslaktan aşağısı memnun etmez beni, son taslakta ilkinden neredeyse hiç iz kalmayıncaya kadar düzeltirim. Bu, zaman bakımından olduğu kadar maddi bakımdan da büyük bir fedakârlık demek, ama biçime ve biçeme hep çok önem vermişimdir, gerçi bu konuda hiç takdir edilmedim.”


Société Industrielle’deki odada beraberce oturuyorduk. Mösyö Verne’in bir yanında bir müsvedde yığını vardı. “Altıncı set,” dedi. Diğer yanındaysa benim merakla süzdüğüm bir elyazması metin. “Ama,” dedi romancı şen gülümsemesiyle, “üyesi olduğum Amiens belediye meclisine sunulacak bir rapor sadece. Kasaba meseleleriyle yakından ilgiliyim.” …




“Sanırım macera ve deniz tutkumdan, hayatıma sonraki yıllarda şekil verecek şeyleri anlamak mümkün. O günlerde sahip olduğum çalışma yöntemlerim hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Özensiz tek bir iş yaptığımı bile sanmıyorum…”




“Yazmaya on iki yaşımda başladım. O zaman yalnızca şiir yazardım, basbayağı kötüydü bu şiirler. Yine de babamın doğumgünü için hazırladığım bir konuşmayı –Fransa’da ‘kompliman’ dediklerimizden– anımsıyorum da, herkes güzel bulmuştu ve göğsüm gururla kabarmıştı. O zaman bile yazılarımı düzeltmek için uzun saatler harcadığımı ve yaptıklarımın beni asla tatmin etmediğini hatırlıyorum.


“Sanırım macera ve deniz tutkumdan, hayatıma sonraki yıllarda şekil verecek şeyleri anlamak mümkün. O günlerde sahip olduğum çalışma yöntemlerim hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Özensiz tek bir iş yaptığımı bile sanmıyorum.


“Bilim eğitimi almadım ve deneyimim olmadı. Ama daha küçük bir çocukken, işleyen makineleri izler dururdum. Babamın Chantenay’da, Loire’ın ağzında bir köy evi vardı ve devlete ait Indret fabrikası oraya yakındı. Chanteneay’a o fabrikaya girmeden ve saatler boyu makinelerin işleyişini seyretmeden bir kez bile gitmedim. Bu zevk, yaşamım boyunca sürdü ve bugün bile güzel bir lokomotifin buhar kazanını izlemekten, Raphael’in ya da Correggio’nun tablosuna bakıyormuşçasına keyif alırım. Endüstriye karşı ilgim her zaman kişiliğimin ayırt edici yönlerinden biri oldu, tıpkı edebiyata, güzel sanatlara karşı duyduğum ilgi gibi. Güzel sanatlara tutkum beni Avrupa’nın bütün önemli müzelerine ve resim sergilerine götürdü. Indret’deki bu fabrika, Loire Nehri’ndeki gezintiler ve karaladığım şiirler, gençliğimin üç önemli zevki ve meşgalesiydi.”




...


“İlk bilimsel romanımı yazdığımda yaşım yirmi beşti. Roman, Balonla Beş Hafta’ydı. Hetzel Yayınevi tarafından 1861’de yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.”


Bu noktada Mösyö Verne’in sözünü böldüm ve sordum: “O romanı nasıl ve neden yazdığınızı, bunun için yaptığınız hazırlıkları öğrenmek istiyorum. Balonculuğa dair bilginiz, herhangi bir deneyiminiz var mıydı?”


“Hiç yoktu,” diye yanıtladı Mösyö Verne, “Balonla Beş Hafta’yı balonculuk değil, Afrika üzerine bir hikâye olarak yazdım. Coğrafyaya ve seyahat etmeye karşı hep büyük bir ilgim olmuştu ve Afrika’nın romantik bir betimlemesini yapmak istiyordum. Yolcularımı Afrika’da gezdirmenin balondan başka bir yolu yoktu, o yüzden balonu seçtim. O sıralar hiç balona binmemiştim. İşin doğrusu, hayatımda bir kez bindim balona. O da Amiens’de, roman yayımlandıktan çok sonraydı. Sadece ‘Balonda Kırk beş Dakika’ idi ve daha başından birşeyler yanlış gitmişti. Tam kalktığımız sırada baloncu Godard küçük oğlunu öpüyordu ve çocuğu da yanımıza almak zorunda kaldık. Balon o kadar ağırlaştı ki, uzağa gidemedi. Buraya gelirken geçtiğiniz Longeau kavşağına kadar gidebildik. Romanı yazdığım sırada balonların, tıpkı bu odadaki gibi tümüyle durgun bir atmosfer haricinde yönlendirilebileceğine hiç ihtimal vermiyordum, hâlâ da vermiyorum. Bir balonun saniyede altı, yedi ya da sekiz metrelik hava akıntılarının karşısında durması nasıl beklenebilir? Bu bir düşten ibaret, gerçi inanıyorum ki, bu soru bir gün yanıt bulacaksa, yer değiştirdiği havadan daha ağır olan kuşların uçuş prensibine uygun bir makine sayesinde olacak.” …




“Ben bir edebiyatçı ve sanatçıyım, idealin peşinde koşar, coşku saçarım ve işim bittiğinde eseri bir kenara bırakır, onun hakkında her şeyi unuturum; öyle ki, sık sık çalışma odamda oturup elime bir Jules Verne romanı alır ve keyifle okurum…”




Sonra, Mösyö Verne’e düşüncesizce de olsa, gerekli görünen bir soru yöneltiyorum. Onun harikulade kitaplarından kazandığı paranın sıradan bir gazetecinin kazancından daha az olduğunu duymuştum. Jules Verne’in eline geçenin en iyi ihtimalle yılda beş bin dolardan fazla olmadığı söylenmişti. Mösyö Verne, şöyle dedi: “Bu konuda hiç konuşmamayı yeğlerim. En ünlü olanları da dahil ilk kitaplarımın değerlerinin onda birine satıldığı doğrudur; ama 1875’ten, yani Michel Strogoff’tan sonra sözleşme şartlarım değişti ve kitaplarımın kârından iyi bir pay almaya başladım. Eserlerim için daha iyi anlaşmalara varamamış olmaktan kesinlikle üzüntü duyuyorum. Ay’ın Çevresinde Seyahat yalnızca Fransa’da on milyon frank, Michel Strogoff ise yedi milyon frank getirdi ve bunlardan hak ettiğimin çok daha azını alabildim. Ama paragöz değilim, hiç de olmadım. Ben bir edebiyatçı ve sanatçıyım, idealin peşinde koşar, bir düşünce üzerinde serbestçe çalışır, coşku saçarım ve işim bittiğinde eseri bir kenara bırakır, onun hakkında her şeyi unuturum; öyle ki, sık sık çalışma odamda oturup elime bir Jules Verne romanı alır ve keyifle okurum. Benim gözümde, vatandaşlarımın beni takdir etmesi, kitaplarımın her sene kazandırması gereken binlerce dolardan çok daha önemli olacaktı. Üzüldüğüm ve hep üzüleceğim şey, budur.”


Ustanın mavi ceketinin iliğine takılı kırmızı Légion d’ honneur rozetine takıldı gözüm.


“Evet,” dedi, “bu bir şeref derecesi sayılır.” Sonra bir tebessümle ekledi. “İmparatorluğun nişan verdiği son kişi bendim. İmzalanışından iki saat sonra imparatorluk sona erdi. Memurluğa terfim geçen senenin Temmuz ayında imzalandı. Ama nişanlar da altın gibi, benim gözümde değersiz. Önemli olan, insanların yaptıklarımı ya da yapmaya çalıştıklarımı anlaması ve öykücünün ardında yatan sanatçıyı görmeleri. Ben bir sanatçıyım,” diye yineledi Jules Verne, sırtını dikleştirip ayağını yere, halının üstüne sıkıca basarak.


“Ben bir sanatçıyım.”



Düşlerimizi Çağıran Yazar: Jules Verne




Okumaya başladığınız ilk satırlardan itibaren “düşlerinizi çağıran”, günlük hayatınızda çeşitli nedenlerle bastırmak zorunda kaldığınız bütün heyecanlarınızı ayaklandıran kitapların yazarıdır Jules Verne. Kapağını kapattığınızda sonunun ne olduğunun pek de önemli olmadığı... Sizi hep tekrarların sahnelendiği hayatınızdan “başka olan”a götüren... Heyecanlı kitaplar. “Başka şeyler”i anlatan: hayatınızda hep ertelemek zorunda olduğunuz başka şeyleri...


Bir deniz yolculuğunu, bir ülke gezisini baştan başa...


Tam anlamıyla bir düş çağırıcısı olan Jules Verne’i yüz elli okunan bir yazar yapan, hayatın insandan çaldığı heyecanı ona geri vermesidir. Yaşadığınız dünyaya bir kere daha hayran bırakır sizi...


O, bilim tutkunu ve “yazmaktan” başka bir işi olmayan, bu işi de hakkını vererek yapan, biraz gözükara bir usta yazar. İnatçı Keraban’da İstanbul’a gelen misafirini para vermeden karşı yakaya geçirmek için Üsküdar’dan başlayarak bütün Karadeniz’de dolaştıracak kadar... Dünya’dan Ay’a da, Ay’a bir mermi gönderip, içine de üç kişi ve iki köpek yerleştirip, Ay’da köpek neslini yaratmayı düşünecek kadar...


Çocukluk yıllarından bellidir Jules Verne’i neyin heyecanlandırdığı; deniz tutkusuna ket vuramayıp bir gemide çalışabilmek için evden kaçmasından... Hep hayal ettiği gibi ve çok istediği halde, dalgaların kucağında geçmez yaşamı ve o da vakit kaybetmeden ansiklopedilerin, sözlüklerin ve herhalde bolca haritanın arasındaki yerini alır...


Heyecan vericidir kitaplarla ilişkisi, çünkü bütün dünyadır önünde duran; denizleri ve coğrafyası, ülkeleri ve tarihi ile... Ve Jules Verne eşsiz hayal gücüyle önündeki dünya haritasında gezinmeye başlar... Hiç görmediği ülkeleri anlatır, hiç görmediği halde...


İşte burasıdır Jules Verne’in Jules Verne olma noktası: sınırsız hayal gücü ile bir dünya haritasının, bir mühendislik, bir astronomi, bir jeoloji ve bir tarih kitabının buluşması...


Sonuç: Yaklaşık yüz elli yıldır okunan, fantastik ve bilimkurgu türlerinin temelini atan bir yazar.


Bir Dünya haritası, bir coğrafya kitabı, bir tarih defteri demek yanlış olmaz Jules Verne için...


Kaptan Grant’in Çocukları’nda anlattığı sadece kaybolan Kaptan Grant değildir, toplam üç ciltlik kitapta size Arjantin’i, Avustralya’yı, Yeni Zelanda’yı baştan başa –bitki türlerinden hayvan nesline, ağaç çeşitlerinden dağlara denizlere– anlatır...


Biraz daha iddialı cümleler kurmak da mümkün: İçinde bütün bilimlere dair bilgilerin olduğu, ama aynı zamanda sihirli bir büyü kitabıdır bir Jules Verne kitabı: Hiçbir ayrıntıyı atlamadan yaptığı tasvirleriyle coğrafyacı Jules Verne Avustralya’nın her türlü coğrafi özelliğini anlatırken, botanikçi Jules Verne bitki; zooloji meraklısı Jules Verne ise kuş türlerinden bahsetmekten geri durmaz. Bütün bunlarla birlikte –tam da bir bilim tutkununa yaraşır şekilde– sosyal bilimci Jules Verne Yeni Zelandalı kabilelerin nasıl beslendiğini anlatır uzun uzun; coğrafi nedenlerle antropolojik sonuçların ilişkisini bir çırpıda sıralayıverir...


Kesin olmamakla birlikte Jules Verne’in bugüne dek yazdığı yaklaşık iki yüz kitabında yazarın ustalıklı diliyle birlikte tek bir şey göze çarpar; her birinde konu bir bilim dalının üzerinden kurgulanır... Jules Verne’in bilim, denizcilik, tarih, coğrafya ve macera tutkusu kitaplarının çekirdeğini oluşturur... Ve en şaşırtıcı olanı da hiçbir bilim dalında uzmanlığının olmamasıdır; bütün bildiklerini, saatlerini geçirdiği kütüphanelerdeki binlerce kitaba ve bilime tutkun kişiliğine borçludur.


Dünyadan Ay’a da gökbilimci, Dünya’nın Merkezine Seyahat’te yerbilimci, Madenin Esrarı ve Altın Volkanı’nda madenci, Karpatlar Şatosu’nda mucit, Wilhelm Storitz’in Sırrı’nda görünmezliğin formülünü bulan bir kimyacı, Dünyanın Ucundaki Fener’de ve Kaptan Grant’in Çocukları’nda denizcidir Jules Verne... Bütün bu saydığımız alanlardaki teknik bilgiye hâkimdir; bu nedenle eğer yazarın denizcilikten bahsettiği bir kitabını okuyorsanız “orsa alabanda eğlendirmenin” ne demek olduğunu kaçınılmaz olarak öğrenirsiniz...


Bunları, bütün kitaplarında koruduğu üslubuyla anlatır. Malum, bilimsel bir kitap her zaman ve herkes için pek cazip olmayabilir; ama bir kitapta bilim, ders kitaplarından alışık olduğumuz gibi alt alta sıralanmış formüllerden ibaret değilse ve tıpkı varoluşumuzu açıklaması gibi, hayatımızdaki bir özneyse... Anlamlandıramadığımız soyut cümleler olmaktan çıkar. Sandığımız gibi “sıkıcı” değil, “cezbedici” olur. Hatta heyecan verici ve Jules Verne’in yarattığı bütün komik kahramanlar adına “eğlendirici”.


Böylelikle Jules Verne tarzıyla “bilimin sıkıcı olduğu” önyargısını yıkar ve bizi yaşamın “bu sıkıcı şeyin” üzerine kurulu olduğu gerçeğiyle yüzleştirir. En belirgin üslup özelliği; bütün bunları yaparken kullandığı eğlenceli dil ve yarattığı komik karakterlerdir: Bunun en iyi örneği Kaptan Grant’in Çocukları’ndaki bütün sevimli halleriyle okur için âdeta ete kemiğe bürünen dalgın bilgin Paganel’dir. (Bu sevimli coğrafyacı öylesine dalgındır ki İspanyolca niyetine “yanlışlıkla” Portekizce öğrenir... )


Ufku bu kadar geniş bir yazarın dili de kusursuz olunca ve Jules Verne Kitaplığı’nda birinci yılı geride bırakan İthaki’nin orijinal metinlere sadık kalarak ve titizlikle yayınladığı eserler elinin altındayken; okura sadece okurluk görevini keyifle yerine getirmek kalıyor, azımsanmayacak sayıda insan, bu usta yazarın kitaplarını dilimizde ilk kez “kısaltılmadan” okuyor. Bir başka deyişle Türk okuru Jules Verne’i yeniden keşfediyor...


Hep söylenegeldiği gibi Jules Verne’in sadece çocuklar için yazmadığı aşikâr, çünkü büyüdükçe yitirdiğimiz merak ve heyecan çocuklukta zaten var; belki tek bir soru sormak gerek tam bu noktada, büyüdükçe heyecan ya da merak ya da mucitlik; kısaca farklılıklarımızı yitirdiğimiz için mi sadece çocuklara yakıştırıyoruz Jules Verne’i?


Büyük ve sınırsız hayallerimiz çocuklukta kaldığı için mi? Yaşımız ilerledikçe pek çok şeyi yitirdiğimiz doğru, ama heyecanımızı olsun saklı tutamaz mıyız peki?




Okuduğu gazetelerden, bilimsel yayınlardan notlar çıkaran, bunları sınıflandıran ve kafasında binlerce düşünceyi, binlerce buluşu taşıyan Verne, bu düşünceleri belli bir sisteme oturttuğunda romanlarını yazmaya başlar. Örneğin, Seksen Günde Devrialem’in ana fikrini oluşturan da yine bir gazetede rastladığı turizm ilanıdır. İnsanoğlunun seksen günde dünyayı dolaşmasının olanaklı olduğundan söz eden ilan, Verne’in aklına ilginç bir kurgu getirir. Boylam farkından dolayı, dünyanın çevresini dolaşan gezginin bir gün kazanacağı ya da kaybedeceği gerçeği, kahramanı Phineas Fogg’un, bir gün geç kaldığı halde bahsi kazanmasını sağlar.


Verne’in büyükler kadar çocuklara da hitap eden bir yazar olmasının ana nedeni; yalnızca çocuklarda bulunan sınırsız düş gücüne, kirlenmemiş bir zekâya ve ucu bucağı olmayan bir enerjiye sahip olmasıdır. Bilimkurgunun, fantastik edebiyatın neredeyse başlangıç noktası sayılabilecek Verne, buna rağmen gerçeklikten kopmamış, gerçekle düşün sınırındaki o ince çizgiyi hiçbir zaman geçmemiştir. Neredeyse her yapıtında zorlamış, ama hepsinde de sınırı koymayı başarmıştır; bu da dehanın başka bir yönü...


Bilimin ilerlemesi ve teknik gelişmelerin olanaklı hale gelmesiyle aslında gerçekdışı olanı, inanılır hale getirir ve “gerçeklik” tüm yapıtlarının temel noktasını oluşturur. Bu yüzden de Verne’in tüm düşleri doğaldır ve düş oldukları oranda da gerçektirler. Doğada gördüklerinin dışına çıkmaz, doğayı değiştirmez, dönüştürmez.


En esrarengiz olayların bile gerçekçi bir açıklaması vardır ve Verne bilimsel bakışın, bilimsel gelişmelerin uzağına düşmeden açıklar her olayı. Polisiyelerde gördüğümüz gizemli anlatıma sık sık başvurmasına karşın, söz konusu olan gizin her zaman “bilimsel giz” olduğunu görürüz.


Verne’i yalnızca bilimkurgunun, fantastiğin içinde değerlendirmek de yanlış olur. Bilinen ve bilinmeyen dünyalar hakkındaki en doğru ve en dolaysız bilgileri aktarma gibi bir işlevi de vardır Verne’in. Modern bilimin ortaya koyduğu bütün coğrafya, jeoloji, fizik, astronomi bilgilerini özetlediği gibi, neredeyse evrenin tarihini yeniden yazmaya kalkar. Hiçbir yapıtında bilimsel bilgilerin dışına çıkmaz, onların anlamını çarpıtmaz, doğanın gelişimiyle bağdaşmayan kurgular oluşturmaz.


Örneğin Kaptan Grant’in Çocukları’nda yürütülen büyük arama harekâtı tamamen Prof. Paganel’in coğrafya bilgisi sayesindedir. Havalar Hakimi’nde yalnızca uçan gemide kullanılan teknoloji ve malzemeler değil, havanın özellikleri de tamamen gerçeğe uygundur. Balonla Beş Hafta’da balonun uçuş yüksekliğini ayarlayacak bir buluş bile yapılmıştır.


Kaptan Hatteras’ın Serüvenleri’ndeki kutup seyahati, denizler altına, gökyüzüne, hatta dünyanın merkezine doğru yapılan yolculuklar, Jules Verne’i asıl ilgilendiren şeyin insanın doğaya karşı verdiği savaşım olduğunu kanıtlıyor. Aynı zamanda dünyayı anlamanın ve değiştirmenin yolunun öncelikle dünyayı keşfetmekten, anlamaktan ve her yönüyle tanımaktan geçtiğini iyi biliyor Verne.


Yapıtlarında yalnızca yaşadığı çağın bilimsel buluşlarını aktarmakla yetinmeyen, geleceğe ait -çoğu doğru çıkan- öngörülerde de bulunan Verne, aynı zamanda toplumsal sorunların uzağına düşmeyen, siyasal gelişmeleri yakından izleyen, bunları da yapıtlarına yansıtan bir yazardır. Mathias Sandorf’ta Avusturya-Macaristan monarşisinin neden olduğu baskıları eleştirir ve yurtseverlerin verdiği mücadeleyi över. On Beş Yaşındaki Kaptan, ırkçılığa ve köleliğe karşı düşüncelerle doludur. Beş Yüz Milyonluk Miras’ta ise 1870 Fransız-Alman Savaşında Komüncülerin kıyıma uğratılması, bunun ardından gelişen kapitalistleşme sürecinin neden olduğu kaygılar roman kahramanı Grousset’in kişiliğinde dile getirilir.


Bir bilimkurgu yazarı, bir gezi yazarı, coğrafyayı, fiziği, kimyayı edebiyatla, edebiyatı hayatın tam ortasıyla buluşturan, hayallerle gerçeklerin arasındaki o incecik sınırı her zaman korumasını beceren Jules Verne ile Türk okurunun tanışması 1875’lere dek uzanıyor. Eski harflerle yayınlanan Jules Verne çevirilerinden sonra, Harf Devrimi’nin ardından Verne’in kitapları bu kez yeni harflerle yayınlanmaya başlar. Yapıtları günümüze dek birçok çevirmen tarafından Türkçeleştirilmiştir, ama gerçek bir Jules Verne hayranı olan Ferid Namık Hansoy’un bu konudaki yerini ayrı tutmak gerekiyor. Hemen hemen onun tüm yapıtlarını dilimize çeviren bir isim Ferid Namık Hansoy.


Yine de, daha çok çocuklara yönelik kısaltılmış çeviriler yapıldığı, değişik yayınevlerinin, satış şansı fazla olan yapıtları sıklıkla çevirdiği düşünülürse, eksiksiz bir Jules Verne külliyatına sahip olmadığımız ortaya çıkıyor.


Böyle zorlu bir işe girişen ve genç yaşlı hepimizin bir şekilde ruhuna işleyen bir yazarın, Jules Verne’in külliyatını oluşturmaya başlayan İthaki Yayınları’nı kutlamak gerekiyor elbette. Bilinen ve bilinmeyen bütün dünyalar adına!



1847’de hukuk öğrenimi görmesi için Paris’e gönderildi. Ancak Paris’teyken tiyatroya ilgisi derinleşti. 1850’lerin sonlarında ilk oyunu yayımlandı. Babası, hukuk öğrenimini bıraktığını duyduğunda aralarında büyük bir tartışma çıktı ve harcamaları için gönderilen para kesildi. Bu durum Jules Verne’i öykülerini satarak para kazanmaya zorladı.


Paris’in kütüphanelerinde jeoloji, mühendislik ve astronomi okunarak geçirilen uzun saatlerden sonra, Jules Verne ilk kitabı Balonla Beş Hafta’yı yayımladı. Bu romanı, Dünya’nın Merkezine Seyahat, Dünya’dan Ay’a ve Denizler Altında 20 000 Fersah gibi romanlar izledi.


Romanlarının büyük beğeni toplaması Jules Verne’i zengin bir adam yaptı. 1876’da büyük bir yat aldı ve Avrupa’nın çevresini yatıyla dolaştı.


1905’te Amiens’te öldü.


Jules Verne'in İstanbul macerası Yeryüzünde kaç kişi Jules Verne'in uçsuz bucaksız hayal gücünün ürünü olan yolculuklara çıkıp hayatının en heyecanlı maceralarını yaşadı kimbilir. Daha insanoğlunun Ay'a gitmeyi hayal bile etmediği dönemde demir dökme bir füzeyle bu beyaz gezegene gidip, Nautilius ile denizin kilometrelerce altına daldı, bütün dünyayı balonla gezdi. Peki ya Verne'in "İstanbul'a da geldiğini" hatta Trabzon'a kadar yolculuk ettiğini biliyor muydunuz?






Hiç çıkmadığı hatta yaşadığı dönemde çıkmasına olanak bile olmayan yolculukları hayal edip bunları kağıda döken Jules Verne'in, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki İstanbul'u anlattığı İnatçı Keraban adlı romanının birinci cildi İthaki Yayınları tarafından okura sunuldu.




Verne, 1883 yılında kaleme aldığı bu kitabında, hiç görmediği Osmanlı İmparatorluğu'nun iki şehrini İstanbul ve Trabzon'u Hollandalı bir tüccar ile uşağının gözünden anlatıyor.

Verne ve hayallerin gücü



Bilim kurgu edebiyatının öncülerinden biri olarak kabul edilen Jules Verne, 8 Şubat 1828'de Fransada doğdu. Denizcilik geleneği olan bir ailenin çocuğuydu ve bu durum onun yazın hayatını derinden etkiledi. Küçük bir çocukken gemilerde tayfalık yapmak için evden kaçtı ama yakalanıp ailesine teslim edildi.




1847'de hukuk öğrenimi görmesi için Paris'e gönderildi. Ancak paristeyken tiyatyora ilgisi derinleşti. 1850'^lerin sonlarında ilk oyunu yayımlandı. Babası, hukuk öğrenimini bıraktığını duyunca büyük bir tartışma çıktı ve harcamaları için gönderilen para kesildi. Bu durum Jules Verne'i öykülerini satarak para kazanmaya zorladı.




Paris'in kütüphanelerinde jeoloji, mühendislik ve astronomi okunarak geçirilen uzun saatlerden sonra, Jules Verne ilk kitabı Balonla Beş Hafta'yı yayımladı. Bu romanı, Dünya'nın Merkezine Seyehat, Dünya'dan Ay'a ve Denizler Altında 20 000 Fersah gibi romanlar izledi.




Romanlarının büyük beğeni toplaması Jules Verne'i zengin bir adam yaptı. 1876'da büyük bir yat satın aldı ve Avrupa'nın çevresini yatıyla dolaştı.




1905'de Amiens'te öldü.




Nihan Özyıldırım'ın Türkçeye çevirdiği kitap Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ile uşağı Bruno'nun bir Ramazan günü İstanbul'a glemesiyle bayşlıyor. Herkes oruçlu olduğu için İstanbul terkedilmiş bir şehir görüntüsündedir. Van Mitten ile Bruno, İstanbul'da dolaşmaya başlarlar. Tophane Meydanı'nı, Altın Boynuz'u, Beyazıt'ı... Sonra Van Mitten İstanbullu tüccar Keraban Ağa ile buluşur. Ağa'nın Üsküdar'daki konağına akşam yemeğine gitmek üzere yola çıkarlar. Tam da o gün Boğaz'da karşıdan karşıya geçen tekneler için yeni vergi konulmuştur. Keraban Ağa 10 paralık bu vergiyi ödememeye kararlıdır. Bunun için de Üsküdar'a farklı ama biraz uzun bir yoldan gitmeye karar verir. Van Mitten ile uşağı Bruno'yu da yanına alarak ilginç bir Karadeniz yolculuğuna çıkar.




Verne'in İstanbul'dan Trabzon'a uzanan yolculuğu kitabın ikinci cildinde de devam edecek.



Fransa'nın Nantes şehrinde doğdu , yazmaya 1850 yılında başladı. İlk yazdığı eserler tiyatro oyunlarıydı. Balonla Beş Hafta adlı romanı ile büyük ün kazandı. Yazar birçok icatı önceden tahmin ettiği için "bilim falcısı" lakabı ile anılır. Denizaltı, uzay yolculuğu gibi onun zamanında olmayan birçok olayı öngördü. İnatçı Keraban adlı romanında Osmanlı İmparatorluğunu ve Türk insanını anlattı. Kitaplarında öngördüğü icatlara genelde onun kullandığı isimler verilmiştir. Denizler Altında Yirmi Bin Fersah adlı romanında, henüz denizaltı yokken modern bilime uygun bir denizaltı projesini işler. İnsanlık da Jules Verne'den sonraki ilk denizaltıya, kaptanın adını verir: Kaptan Nemo. Jules Verne eserleri, dünyada başka dillere en çok çevrilmiş yazardır. Eserleri 148 dile çevrilmiştir. Jules Verne öldüğünde, ardında yayımlanmamış 6 roman bırakmıştı. Oğlu Michel Verne, yayımcının isteği üzerine, dönemin gereklerine uydurmak için bu kitaplarda çeşitli değişiklikler yaptı. Fakat yapılan hata anlaşılınca, yeniden Jules Verne'nin yazdığı orijinal metinlere dönüş yapıldı ve bu romanlardan Altın Yanardağı ve Wilhelm Storitz'in Esrarı (İthaki Yayınları, 2002) Fransa'da 1995 ve 1996 yıllarında basıldı. Daha sonra Macellanya (En Magellanie) TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları arasında 2002'de basıldı. Güzel Sarı Tuna ile Meteor Avı romanları da TÜBİTAK tarafından yayımlandı. Bu beş romandan önce de Jules Verne öldükten çok kısa süre basılmış bir kitabı daha bulunuyor: Dünyanın Ucundaki Fener (1905). Jules Verne: Dünya yazarları arasında, efsaneler ve gizemcilik alanında Avrupa geleneğinin neredeyse tamamını engin bir bilgi birikimi altında toplayan ve saklayan tek isim.


Evet, 19. yüzyılın usta bilimkurgu yazarı Jules Verne tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tanınıyordu. Hepimiz en az bir iki kitabını okumuştuk bugüne dek. Jules Verne’in olağanüstü hayalgücünden ve renkli dünyasından kaynaklanıyor olsa gerek, sadece çocuklara seslendiği düşünülmüştü.


Oysa ki Jules Verne kitapları her yaşa sesleniyor, onlarda herkesi büyüleyecek bir yerküre var: Girintileri, sulu oyukları, dipsiz kuyu ve uçurumları, karmaşık koridorları ve labirentleri, dereleri, yeraltı denizlerini ve fırtınaları, manyetik ve tektonik ateşleri barındırıyor Jules Verne kitapları. Okuyucu, bilindik ve bilinmedik birçok ayrıntıyı içeren destansı yolculuklara çıkıyor bu kitapların satırlarında.


Jules Verne hem zengin bir hayal gücüne hem de müthiş bir öngörüye sahipti. Geleceği şaşılacak bir kesinlikle görmüştü. Kitaplarını yazmadan önce evinde fizik deneyleri yaptığı söylenir. Kitaplarında sözünü ettiği makineler bir gün icat edildiğinde, hep onun verdiği isimler kullanılarak onurlandırıldı. Onun sınır tanımaz “hayalgücü”nün ürünü olan Nautilius adlı denizaltı, daha sonra ilk “gerçek” nükleer denizaltıya ismini verdi. Ayın Çevresinde Seyahat’ten sonra aya gidildi. Bilim ve teknoloji onun “icatlar ambarı”ndan çok yararlandı. “Back to the Future” filminde Dr. Brown'un zaman makinesi ve çocuklarının isimleri için ilham kaynağı oldu.


Jules Verne yaşadığı dünyanın sınırlarını aşıp başka dünyaların kapılarını çaldı. Hiç abartmadan denilebilir ki, neredeyse bütün modern “fantastik” edebiyatın köklerinde onun yarattığı efsaneler, büyülü ve esrarengiz seyahatleri yatıyor.


Jules Verne, nesilden nesle aktarılan bir miras. Onunla büyüyen anne babalar, çocuklarına da onun kitaplarını alıyorlar. Ama Jules Verne hep kısaltılmış, eksik metinlerle sunulmuş okuyucuya. İthaki Yayınları, “Jules Verne Kitaplığı” adı altında, büyük ustanın tüm kitaplarını yeniden ve eksiksiz metinlerle yayımlıyor. Ayrıca Jules Verne, ölümünün 100. yıldönümü olan 2005’te, tüm dünya gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle anılacak. Jules Verne çok okundu, çok okunacak. Onu yeniden ve belki de “yeni” tanıyacağız. Hep birlikte.



Eserleri


En çok bilinen eserleri aşağıda sıralanmıştır.



  • Balonla Beş Hafta (1863)
  • Yirminci Yüzyılda Paris (1863 , ilk kez 1994 yılında yayınlanmıştır)
  • Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864)
  • Aya Yolculuk (1865)
  • Kaptan Grant'ın Çocukları (1867-1868)
  • Seksen Günde Devr-i Âlem (1872)
  • Denizler Altında 20,000 Fersah (1873)
  • İnatçı Keraban (1882)
  • Michael Strogoff (1876)
  • İki Yıl Okul Tatili (1886-1887)
  • Dünyadan Aya (1865)
  • Doktor Ox'un Deneyi
  • Dünyanın Ucundaki Fener
  • Madenin Esrarı
  • Karpatlar Şatosu
  • Tuna kıyısına seyehat
  • Esrarlı Ada
  • Bir Piyango Bileti


Edebi Şahsiyetler...   
Kalemin Gölgesi Edebiyat Dergisi Yazar Üyeler İçin Kullanım Klavuzu

Google da Arama

Yazarlarımız ( ... )

Yzr Akın AKINCI
" Gençliğin Sonu Mu Ne ? "
Abdulkadir NİRİBÎ
" Allahü Teâlâyı Bilirmisin? "
Adnan DENİZ
" Gelecekteki Yalnızlık... "
ALP AKÇA
" Acı Bana "
Altuğ Öztürk
" Gerçek İnanç "
Arif ÖZDEMİR
" Dil ve Kültür Üzerine "
Arzu Koçaklı
" bir nefeste ölmek "
ASLIHAN ÇAĞLAN
" Annem "
Ayhan Yalçın
" Hüzn-ü Gûlizârım "
ayse ceylan
" Bekleyen Bir Yürek "
Ayşe Mine Tuna
" Her Duygu Sen "
ayşe nur sal
" Yakılan Yüreklere "
ayşegül aşkım karagöz
" ___Lirik Kuşlar ___ "
Ayşenur DEMİRCİ
" Sahi Nasıl Sevdim "
BARIŞ GÖKSÜ
" AŞK GİRDABI "
Bekir ÇAĞLAYAN
" Bizler "
Beyhan AYDOĞAN
" AH YÜREĞİMİN SEGAH MAKAMI "
Bilal YILMAZ
" YERYÜZÜNDE HUZUR "
Blue Bird
" Mavi Kuş "
Dilaver AYYILDIZ
" ÜRKEK BİR KÖY ÇOCUĞU "
Emin KEVEN
" Kalemin Gücü "
Emine GÖÇER
" Dünya Küçüldü "
Emre Atasoy
" Mutluluk Diyeti [Kalemimden] "
Erdi İPEK
" Kandın Damarım da ve Kanadım! "
Fatih Bar
" Bilgi "
Fatma Türkdoğan
" Dostluk ve Muhabbetle "
Ferdi AKBAŞ
" Bilmiyorum "
gelincik göçmen
" Bir Tek Gülüşüydü Beni Dünyanın En Mutlu İnsanı Yapan,Ben Gülüşü Kaybettim. "
gülseri yavuz
" İşi Bilmek "
Hüzün Çiçeği
" Aklınızı mı Yoksa Kalbinizi mi Didikletirsiniz? "
İbrahim Akın
" Kadrolu Din Adamı Olunmaz "
İsmail Türkdoğan
" Falcı "
Jale Nur Turgut
" Yaşamak, Tırmanmaktır "
Kadir YATAĞAN
" BİR DESTANDIR ÇANAKKALE "
mehmet burhan
" Türkler Transformers'ı Çekmiş Olsaydı "
Mehmet ÖZKAN
" İksir "
mehmetreşat kaya
" Ölüme Biz Aşkı Yazdık "
Merve Şener.
" 92'nin Çocukları "
Meryem Arslan
" Zaten Yoktular(Şairden İlhamla) "
Meryem Tuna
Metin Çölaşan
" Eski Asfalt "
Metin YALÇIN
" Kırgın "
Muhammed KAYA
" Anlamak "
Mustafa ÇAVUŞOĞLU
" Vatan Sevgili Asker "
Nuray Kaçan
" Sevdiceğim "
Nurten KARAKAŞ
" HAYATA BİR FARKLI BAKIŞ "
Orhan Bozgan
" A'na İsyan "
Öznur UÇAN
" Yağmur "
Ramazan AKINCI
" Gecenin Izdırabı "
Recep Akıl
" İLGİLİSİNE "
Refik Mert UYKUSEVEN
" Atatürk İçin 19 Sayısının Önemi! "
Semra BİLGİN
" Basık Gök "
Serdal Akyazı
" Aşk... "
Serpil GÖKYOKUŞ
" Hayatın renkleri "
Sibel Kaya
" Geçmiş Zaman Erkeği "
Sinan KARAKAŞ
" Emeklileri Mahkemeye Yollamayın "
Suheyl Okur
" Nefis "
süleyman dervişoğlu
" Çılgın aşk "
Sümeyye KILINÇ
" Başlıksız "
şuheda karagöz
" 'Ve' ile bir düşünce "
TALİP ADIYAMAN
" Ana Dilde Okuma "
Tolga KAYASU
" Eğitim Şart "
Tolga POLAT
" Bilmediğin İnsanların Ellerindeki Neşter "
Tuğba GİRGİN
" HASRET "
Yaren Jale Engin
" Aşk "
Yılmaz Barıtlı
" Haliç'te Akşamın Kızıllığı "
Zeynep Reyhan
" Çalmadan Gir İçeri . . "
Zeynep ULUER
" Yenilmeyen "
Ziya Karakoyun
" Yaşamaktı Günü Dünü Unutana "
Yazarlık Başvurusu

Site İçi Detaylı Arama

Dost Linkler

En Son Giriş Yapan Üyeler

     

    Edebiyat Takvimi

    (Tümü...)